Tiyatro, Oyuncuların sahnede canlı performans sergilediği en etkileyici gösteri sanatlarından biridir.
Dünyada tiyatronun tarihi çok eskilere, Milattan Önce altıncı yüzyıla kadar dayanır. İlk tiyatral izlere Atina’da bağ bozumu tanrısı Dionysos adına düzenlenen şenliklerde rastlanır.
Türk tiyatrosunun tarihi ise Ortaoyunu, Meddah ve Köy Seyirlik oyunlarına dayanır.
Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet’ten sonra kültürde ve sanatta yenilikler yaparken tiyatroyu unutmamıştır. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun idaresi Muhsin Ertuğrul’a verilmiştir. Kadın oyuncu sayısı artırılmıştır. Devlet Konservatuvarı’nın temelleri de yine Cumhuriyet Dönemi’nde atılmıştır.
Tiyatro okullarda öğrencilere kitaplardan anlatılır, bazen de akıllı tahtadan kısa bölümler izletilir. Halbuki öğrenciyi tiyatroya götürsek veya amatör de olsa bir oyun sahnelesek, kitaptan kuru kuruya bilgi vermekten çok daha iyi olur. Böylece gençler hayata daha hazır hale gelebilir.
Ülkemizin eğitiminde pratik eksikliği olduğu sürece muasır medeniyetler sahnesine çıkmamız bu gidişle zor olacaktır.
Çünkü yemek, içmek gibi eğlenmek ve sanatla buluşmak da bir ihtiyaçtır. Neyse ki Devlet Tiyatroları’nın bilet fiyatları herkesin gidebileceği uygunluktadır.
Bu durum çocukları ve gençleri tiyatro salonlarına çekmek için avantajdır. Kısa süreliğine de olsa dış dünyadan, sosyal medyadan uzaklaşmak onlara iyi gelecektir.
Ben de bunu yakın zamanda deneyimledim. Tiyatroda her şey o kadar gerçektir ki sanırsınız olay evinizde veya apartmanınızda ya da mahallenizde geçmektedir.
Kayseri Devlet Tiyatrosu’nun “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyununu izledim. Oyun zaten müthiştir, oyuncular da profesyonel
olunca soluksuz izledim. Oyun izleyiciler tarafından pür dikkat izlendi hatta salonda çıt çıkmadı
“Keşanlı Ali Destanı” Haldun Taner tarafından yazılmıştır. Defalarca sahnelenmiş olmasına rağmen hiç eskimeyen bir oyundur. Zaman geçtikçe daha da kıymetlenmektedir. Destansı anlatımı, müzikalitesi, dekoru, kostümleri hem göze hem kulağa hitap etmektedir.
Keşanlı Ali Destanı’nı bin bir emekle sahneleyen oyunculara bin selam olsun! Oyunda Keşanlı Ali’den, Zilha’ya (Zeliha), Şerif Abla’dan, Madam Olga’ya toplumun her kesimden karakterler mevcuttur. Kısacası oyunda halk vardır, karakterler bizlerden biridir.
Oyunu izledikten sonra tiyatroya az gittiğim için kendi kendime hayıflandım. Tiyatroda kısa süreliğine içe dönüş yaşanır. Sahnedeki oyunculardan biri olunur. Empati yapılır, olaylara bakış açınız gelişir. Aynı zamanda değişir ve dönüşürsünüz.
Salonda dayanamayıp beğendiğim bir sahneyi telefonuma kaydetmek istedim ama hemen kırmızı nokta şeklinde bir ışıkla uyarıldım. Bu nazik uyarı saygı duymayı destekler. Sessizce oyuna konsantre olmak hem ruha hem bedene iyi gelir. Oyun başladıktan sonra içeri alınmamak zaman yönetimini güçlendirir. Kısaca az zamanda kalıcı öğrenmeler gerçekleşir.
Sanatın her türü toplumu besleyen can damarlarıdır. Sanat olmazsa yaşam yavan olur. Atatürk ne güzel söylemiştir:
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Hep yenilik diyoruz ama eskiye bağlılık noktasında tiyatroları unutmayalım. Tiyatro geleneğini yaşatalım.
MUAZZEZ TOĞRUL

.jpg)


